Dışarıda hayat kendi hızında akıp gidiyor. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, bir yerlere yetişiyor. Ben ne o kalabalığın neşesine ortağım ne de odama kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar zayıf. Tam ortada, rüzgarsız bir denizde öylece duruyorum. İçimde ne büyük bir nefret var artık ne de deli gibi geri dönmeni isteyen o eski sabırsız umut. Sadece derin bir sessizlik ve izleme hali kaldı geriye. Yine de her şeyin gürültüyle döndüğü bu dünyada, yüzüme çarpan o sert gerçeği unutamıyorum: Kalabalık arasında yalnız bıraktın ya beni... İşte o an, ne tam anlamıyla yıkıldım ne de sana öfkeyle haykırabildim. Sadece herkesin ortasında, o gürültünün en yüksek yerinde tek başıma kalakaldım. En çok duyulmak istediğim o zor günlerde sesimi bir öfke anına kurban edip arkana bakmadan gidişin, kalbimi bir süre durdurdu belki, yalan yok. Beni o son sıraya, o hiçlik köşesine fırlatıp attın. Ama insan o dipteki karanlıktan bir şekilde çıkıyormuş. Şu an çok mutlu, hayata neşeyle gülücükler saçan...
Geçmişin geleceğin , geleceğin ise geçmişin olabilir.