Ana içeriğe atla

Bir Veda ve Kendi Sınırlarını Çizen Bir Kadının Hikayesi

Bazen bir insanın hayatını dışarıdan bir göz gibi izlersiniz. Adım adım yürüyüşünü, kendine ait o yolda tek başına nasıl güçlü durduğunu görür, kalbindeki fırtınaları uzaktan seyreder ve onunla gurur duyarsınız. Bugün, tam olarak öyle bir kadının, kendi içindeki o devasa düğümü çözdüğü güne şahitlik ediyorum.

​O, uzun zamandır iki farklı dünya görüşünün, iki farklı özgürlük tanımının arasında sıkışıp kalmıştı. Bir yanda kendi kariyerini, geleceğini, kendi ayakları üzerinde duracağı o yarınları ilmek ilmek planlayan bağımsız bir ruh vardı; diğer yanda ise onu sadece kendi sınırları içinde, kendi kontrol edebildiği ölçüde sevebilen geleneksel bir korumacılık. İletişimin dilinin iğneleyici cümlelerle, üstten bakan ifadelerle ağırlaştığı o konuşmaları tek tek okurken, onun bu kutuya sığamayacak kadar büyük olduğunu zaten biliyordum. Bir yetişkin olarak kendi kararlarını verirken sürekli onay beklemek zorunda bırakılmak, onun ruhunu çok yıpratmıştı.

​Aslında o kadın, bu duvarların tek taraflı örülmediğini, kendisinin o bağ için ne kadar büyük şanslar verdiğini çok iyi biliyordu. Tarih yaprakları geriye doğru, o ilkbaharın başına, Mart ayına döndüğünde, kalbindeki o büyük şefkatle bir kez daha elini uzatmıştı. Şöyle demişti ona sessizce: "Bir kere gel, sende gel... Bir hafta geçsin, öyle gel." Bu kelimeler düz bir çağrı değildi; bu, "Bana bir adım at ki sevdiğini bileyim, bir kere sen geri dön ki bu bağın tek taraflı olmadığını göreyim" diyen bir yüreğin en samimi, en yalansız sınırıydı. Sadece sevildiğini, değer gördüğünü hissetmek, o adımı karşı taraftan da görebilmek istemişti. Ama o adım hiç gelmedi. O çok beklenen, sevginin kanıtı olacak o dönüş hiç gerçekleşmedi.

​Ve dün gece, o dalgalı denizde çırpınmaktan vazgeçtiği an geldi. İpleri ve kontrolü tamamen kendi eline aldı. Telefonundaki o son izleri silerken, kalbinde aslında çok net bir sınır çizdi: "İster gelsin, ister gelmesin." Bu cümle, bir çaresizliğin değil, tam aksine geleceğini artık başkasının adımlarına endekslemekten vazgeçen o güçlü kadının uyanışıydı.

​Tabii ki kolay olmadı. Zihni o kadar yoğun bir yükün altındaydı ki, uykusunda bile o yarım kalmış yüzleşmelerin, kavgaların rüyasıyla uyandı. Hatta gün içinde kalbi, mantığının aldığı tüm o doğru kararlara inat, sadece o tanıdık sıcaklığa sarılmak, o güvenli kolların özlemiyle yanıp tutuşmak istedi. Çok insani, çok içten bir çığlıktı bu. Kalp bir günde, bir kararla buz kesemezdi elbet; o alışkanlığın ve Mart ayındaki o gelmeyen adımın kırgınlığının arasında mekik dokuması çok normaldi.

​Ama o, bugün o ağır kederleri, geçmişin tüm tortularını arkasında bırakıp tabağından akıtan ferah bir fincan gibi arınmayı seçti. O eski, kırıcı konuşmaların gerginliğine geri dönmek ya da etraftan gelen "Biriyle mi konuşmaya başladı acaba" gibi temelsiz spekülasyonlara kulak asmak yerine, kulaklığını takıp o şefkatli melodilerin sesine sığındı. Kendine en büyük sığınak yine kendisi oldu.

​Dışarıdan bakan bir yabancı olarak ona şunu söylemek isterim: Sen sevgini de çabanı da o masada bıraktın. Kendi geleceğini, kendi bağımsızlığını ve başarılarını böylesine savunan o kadını sakın bırakma. Sen o kutulara sığmayacak kadar değerlisin ve önündeki o bembeyaz, tertemiz sayfa tamamen senin eserin. Şimdi o masadan başın dik bir şekilde kalkma vakti.








Hoşça kal..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...

Yeter Artık: Cesaretin ve Umudun Günlüğü

Belki her ay “kız neden yazmıyor” diye merak ediyorsunuzdur; belki de umurunuzda bile değildir — bilemiyorum. Benim içinse bu yazılar bir nefes, bir kayıt, birlikte öğrenip birlikte yaşadıklarımızın küçük bir aynası oldu. Her satırda yalnızca anılar değil, üstesinden gelinen şeyler, düşülen yerler ve yeniden kalkmalar saklı. Hayat boyunca birçok şey yaşadım. Bu yaşadıklarımın altından kalkmak, hayatı düzene sokmak kolay olmadı; ama pes etmedim. Tek yaptığım şey basit: inandım ve kalktım. Kolay değildi, olmayacaktı da. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o zorlukların çoğunu geride bırakmış biriyim. “Neleri bile atlatırım?” diyorum içimden — ve görüyorum ki aslında düşündüğümden daha fazlasını aşmışım. En değerli keşfim şu oldu: cesurduk. Cesurluk, kahramanlık yapmaktan çok farklı; küçük adımlarla, tekrar tekrar kalkabilmek. Biz cesuruz. Yalnızca bize daha cesur birine ihtiyacımız var — belki de o kişi biziz. Kendimizi övmek gibi olmasın ama yaşadıklarım bana bir şey öğretti: dayanıklılı...

Bir Başlangıç Yaptım, Sonuna Kadar Benimle

"Başlangıç" deyince ne geliyor aklınıza? Sıfırdan başlamak… Yeni bir adım atmak… Belki de yeniden başlamak. Her başlangıcın sonunu önceden bilmeniz mümkün değil. Bazen bu yol hüzünle biter, bazen mutlulukla. Ama bazı anlar vardır ki, o mutluluğun hiç bitmemesini istersiniz. Neden mi? Çünkü evet, her şeyin bir sonu vardır. Ama "mutlu bir sonsuzluk" yaratmak, tamamen sizin elinizdedir. Mutlu ya da mutsuz bir son… Bu, sizin seçimlerinizle şekillenir. Zaman zaman şu sorularla karşılaşıyorum: “Sen mi seçtin bunu?” “Gerçekten sen mi yaptın?” Evet. Ben seçtim. Ben yaptım. Ve ne olursa olsun, arkasındayım. Çünkü bu, benim hayatım. Benim kararım. Kimseyi ilgilendirmez. Beni tanıyanlar iyi bilir; ben çokça tavsiye veririm. Ama kimseye hiçbir şeyi zorla yaptıramam. Dinlersiniz ya da dinlemezsiniz – bu tamamen size kalmış.  Hayat sizin, seçimler sizin. Karar da, sonuç da sizin olacak. Tavsiyemi alırsınız, değerlendirirsiniz. Ama sonra dönüp de "Senin yüzünden böyle o...