Bazen insan oturup deli gibi yazmak ister. Sonra tam parmakları harflere dokunacakken durak kalır. Kendi kendine sorar insan: Beni sevmeyen, benimle görüşmek istemeyen, "Hiç umudun kalmasın" diyen bir insana ne yazılabilir ki?
Bir öfke anında sinirlenip her şeyi silip atmak hiç yakışmamıştır o insana. Bildiği, tanıdığı, sığındığı o kişi değildir artık. İnsan onu en çok ilk hayaliyle sevmiştir; keşke öyle kalsaydı, onun bu son halini hiç görmeseydi...
Hatalarını bilir, görür insan. Ama ne tuhaftır ki kendisini o hataları yapmaya zorlayan da yine karşı taraftır. "Hata nedir?" diye sorulsa, dobralık mıdır bilmiyor insan. Oysa içindeki hiçbir şeyi tutmamayı, ne hissediyorsa söylemeyi ona öğreten de tam olarak o kişidir.
Şu an nasıl bir insana dönüştüğünü bilemez. O uzaklarda bir şeyler yaptıkça, insan burada hisseder. Bir anda sebepsiz bir kalp sıkışması gelir, sonra bir bakar ki gerçekten o düşündüğü şeyi yapmıştır. Her defasında insanı şaşırtır. "O yapmaz, o sevmez" denilen ne varsa bir bir yapılıyordur.
Hayırlı olsun bu arada o yeni adımlar... Ama insan içinden diler işte: Asla tamamlanama, olur mu?
İnsan ne kadar kendisini toplamaya çalışsa da, gecenin bir vakti uyanıp sırf o sesi duymak için aramama yeminleri eder. Karşı taraf bir kere olsun "Neden?" diye sormamıştır. Bir kere olsun hatayı kendinde aramamıştır. İnsanı bu çıkmazın içine o sokmuştur; yine onun çıkarmasını ister insan. Onu savunmaktan hali kalmamıştır ama hep o zamanı bekler.
İster bir başkasını değil, beşini altısını bulsun... Ama kendisini hiç unutamasın ister.
Yorumlar
Yorum Gönder