Bazen zihin susar, cümleler tükenir ama beden susmaz. İçine attığın, "tamam hallettim" deyip bastırdığın her öfke, her stres birikir de en sonunda göğsüne bir taş gibi oturur. Bugün kalbimdeki o tuhaf ağırlıkla durdum işte. Sonrası bir sis perdesi… Kendimi açtığım yer, beyaz duvarların soğukluğu oldu.
O an, o tek kişilik sessizlikte anladım. Vücudum bana en sert ihtarı çekmişti: Daha fazla taşıma.
Hayat garip. Bir zamanlar her anını paylaşmak istediğin, "Acaba haberi var mıdır?" diyeceğin insanları, o kriz anında aklının ucundan bile geçirmiyorsun. Haber gitsin istemiyorsun, bilinsin istemiyorsun. Çünkü belki de o krizin, kalpteki o sıkışmanın tam ortasındaki sebep zaten geçmişte bırakmaya çalıştığın o yüklerin ta kendisi.
Ama ben üzerime düşen her şeyi yaptığıma inanıyorum. İçim rahat, vicdanım tam. Elimden geleni yaptım, mücadele ettim, sustum, yutkundum ve en sonunda tevekkül ettim. Gerisini zamana ve akışa bıraktım. Biliyorum, zaman her şeyin ilacı derler ya, gerçekten öyle. Sadece o ilacın etki etmesini beklemek gerekiyor.
Bu bir mağlubiyet ya da bir acındırma hikayesi değil kesinlikle. Beni tanıyanlar bilir, acıyı sergilemek de sığınmak da benim meselem olmadı hiç. Bu sadece bir kabulleniş ve vedalaşma yazısı.
And olsun ki bir rüya gibiydi her şey. Ağır, yorucu ama en nihayetinde biten bir rüya. Gözümü açtım, kapadım ve bitti.
Şimdi bir sayfa kapanıyor. Artık herkes kiminle mutlu olmak istiyorsa onunla mutlu olabilir. Kendine yeni bir yol çizen herkese ne ala… Çünkü biliyorum ki, günün sonunda ben de mutlu olacağım. Kendi kalbime, kendi sağlığıma ve kendi geleceğime borcum var bunu.
Gözlerimi yeniden açtım ve bu kez gerçekten hafiflemiş olarak yürümeye devam ediyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder