Zihnimin içinde sürekli dönen, içimi kemiren tek bir cümle var: Ölüm var bu dünyada. Gerçekten ölüm var.
Biz sanıyoruz ki zamanımız sonsuz. Kırgınlıklarımızı beslemeye, gururumuza sarılmaya, "sonra konuşuruz" demeye hep vaktimiz olacak sanıyoruz. Oysa hayat tek bir nefeste bitiveren bir rüyaymış. Birkaç ay önce aynı masada oturduğun, sesini duyduğun, nefes alan bir insanın bir gün aniden bu dünyadan yok olup gitmesi... Bir insanın yokluğuyla açılan o devasa boşluk, yaşayan her şeyi bir anda anlamsızlaştırıyor.
O haber geldiğinden beri ruhum darmadağın. İçimdeki o yangınla, ölümün o buz gibi soğukluğuyla kaç kere kapılara dayandım. Kaç kere ulaşmaya, bir ses duymaya, gözlerinin içine bakıp "Bak, ölüm var, değmezmiş" demeye çalıştım… Bilmiyorum. Kaç kere denedim, kaç kere o telefonlara sarıldım, hatırlamıyorum. Ama ne görebildim ne ulaşabildim. Karşılaştığım tek şey, aşamadığım kapalı kapılar ve derin bir sessizlik oldu.
İnsan böyle zamanlarda sadece helalleşmek istiyor. Bütün kırgınlıkları bir kenara bırakıp, "Bırakalım her şeyi, biz hayattayız ve bak birileri eksiliyor" diye haykırmak istiyor. Ama olmuyor. Bazen ne kadar çırpınırsan çırpın, birilerine ulaşamıyorsun. O kapılar yüzüne kapandıkça, içindeki o sürgün hissi daha da derinleşiyor. Bir yanda gidenin ardından duyulan o kapkaranlık acı, bir yanda ayakta kalmaya çalışan bir dostun gözlerindeki çaresizlik, diğer yanda ise cevap vermeyen o telefonlar…
Şimdi sadece durup gözlerimden süzülen yaşlara engel olamıyorum. Elimden gelen her şeyi yapmış olmanın o yorgun ama temiz vicdanıyla, kendimi bu sessizliğin kollarına bırakıyorum.
Çünkü anladım… Bazen ne kadar bağırırsanız bağırın, duymak istemeyene sesinizi duyuramazsınız. Ve bazen hayat, size sadece uzaktan bakıp ağlamaktan başka hiçbir seçenek bırakmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder