Bir sabah uyandım ve fark ettim ki artık hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatıma devam edebiliyorum. Garip ama güzel bir histi bu. Çünkü bir zamanlar içimde koca bir dünya yıkılmıştı. İlk günler bir ölümün ardından kalmış gibiydim; yas tuttum, sustum, özledim, kabullenmeye çalıştım. Sonra zaman geçti. Acı aynı yerde durmadı, ben de aynı insan olarak kalmadım. Şimdi dönüp baktığımda, en çok da bu hissin gelişine seviniyorum. Birine kendimi yeniden anlatmak, hayatıma yeni birini dahil etmek ya da baştan başlamak artık eskisi kadar ağır gelmiyor. Meğer insanın içindeki bazı kapılar kapandığında, başka kapıların açılması için de yer kalıyormuş. Herkesin seçtiği hayatın içinde huzurlu olmasını diliyorum. Çünkü artık herkesin kendi tercihleriyle, kendi doğrularıyla ve hak ettiği yerde yaşaması gerektiğine inanıyorum. Ben de kendime ait olan yere dönüyorum. Belki de bütün bu yorgunlukların karşılığı tam olarak budur: Kendini yeniden bulmak. Uzun zamandır ilk kez bu kadar arınmış hissediyorum. ...
Kalbin günde kaç kez karar verdiğini bilmem ama bugün benim için bilançonun yedinci defadan çok daha fazlasını gösterdiği, kafamda taşların yerine oturduğu o nadir günlerden biri oldu. Hayatın kendi, o telaşlı ve akışkan haliyle önümden akıp giderken izlediğim an, galiba uzun zamandır aradığım o küçük aydınlanmayı da beraberinde getirdi. İnsanın kalbi durmaksızın yorulur, yanılır, vazgeçer ve yeniden bağ kurar. Sevdiğim insanları düşündüm; her birini hayatımda o kadar ayrı, o kadar özel bir yere koymuşum ki meğer. Birkaç insan sessizce hayatınızdan çekilip gider, eksildiklerini zannedersiniz. Oysa sonra fark edersiniz ki o gidenlerin boşluğunu dolduracak tek bir kişi gelir ve bütün o dengeyi yeniden kurar. Hayat, eksilenin yerine koyduğu o tek mayayla tamamlar bizi. Peki, bunca telaşın ortasında gerçekten neye takılıyoruz? Verdiğimiz kararlar mı bu kadar büyük anlam taşıyor, yoksa sadece önümüze çıkan yolda yaptığımız seçimler mi bizi biz yapıyor? Aslında cevap çok yalın: Yaşamak g...