Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yabancılaşan Aşkın Son Perdesi

Bazen insan oturup deli gibi yazmak ister. Sonra tam parmakları harflere dokunacakken durak kalır. Kendi kendine sorar insan: Beni sevmeyen, benimle görüşmek istemeyen, "Hiç umudun kalmasın" diyen bir insana ne yazılabilir ki? ​Bir öfke anında sinirlenip her şeyi silip atmak hiç yakışmamıştır o insana. Bildiği, tanıdığı, sığındığı o kişi değildir artık. İnsan onu en çok ilk hayaliyle sevmiştir; keşke öyle kalsaydı, onun bu son halini hiç görmeseydi... ​Hatalarını bilir, görür insan. Ama ne tuhaftır ki kendisini o hataları yapmaya zorlayan da yine karşı taraftır. "Hata nedir?" diye sorulsa, dobralık mıdır bilmiyor insan. Oysa içindeki hiçbir şeyi tutmamayı, ne hissediyorsa söylemeyi ona öğreten de tam olarak o kişidir. ​Şu an nasıl bir insana dönüştüğünü bilemez. O uzaklarda bir şeyler yaptıkça, insan burada hisseder. Bir anda sebepsiz bir kalp sıkışması gelir, sonra bir bakar ki gerçekten o düşündüğü şeyi yapmıştır. Her defasında insanı şaşırtır. "O yapmaz, ...
En son yayınlar

Aynadaki Hayalet

Hayatta bazen hiç geçmeyeceğiniz yollara saparsınız. Sırf o an önünüzdeki kalabalıktan kaçmak için seçtiğiniz sıradan bir sokak, sizi en çok kaçtığınız anıyla yüz yüze bırakıverir. Zamanın durduğu, saniyelerin bir ömre dönüştüğü o anlardan birini yaşadım bugün. ​Uzun bir aradan sonra, hiç hesapta olmayan bir köşebaşında tanıdık bir yüze rastladım. ​İlk saniyede yüzüme vuran o boş, anlamsız bakışı hissettim. Hani insan en yakın olduğu yabancıya bakar ya, öyle bir mesafe... Ama hemen arkasından, o bakışın yerini alan sessiz bir özlemi okur gibi oldum. Ya da belki de sadece kendi kalbimin yankısını duydum, bilmiyorum. Tek bildiğim; o an içime dolan, göğsümü sıkıştıran o tarifsiz heyecan. ​Artık sadece bir anıdan ibaret olduğunu düşündüğünüz birinin kanlı canlı karşınıza dikilmesine mi şaşıracağını bilmiyor insan. Kaderin bu tuhaf zamanlamasına ne denir, onu da kestiremiyorum. Ama oradan uzaklaştığımda, o büyük fırtınanın ardından içimde garip, dingin bir huzur kaldı. ​İnsan hep "...

Eksik Kal.

Kafamın içinde durmadan dönen o gürültüyü bir türlü susturamıyorum. Hayat bazen kesik kesik, aceleci ve çok adaletsiz geliyor. Direksiyonun başında, boğazımdaki o kör düğüm göğsüme doğru indiğinde anladım: Bir aydır kaçtığım her duygu, aslında dikiz aynasında beni izliyormuş. Kendimi toparlamaya çalışırken, o ani sıkışmalarla yüzleşmek zorunda kalıyorum. ​Şimdi bir yerlerde, zihninin kapılarını bana tamamen kapatmak ve o tanıdık sızıyı hissetmemek için aceleyle hangi sahte kalabalıklara sığındığını düşünüyorum. Ben ise burada, sessizliğin içinde, bir zamanlar varlığıyla dünyayı güzelleştiren o eski sevgiyi, o ağır değeri unutmamak için tek başıma nöbet tutuyorum. İçimdeki o amansız duygu bazen faturayı yine bana kesiyor: "Ona bir şey veremedin," diyor bir ses. Gözünü açmak, gerçeği göstermek isterken sanki her şeyi kendi ellerimle bir çıkmaz sokağa saptırmışım gibi hissettiriyor. Çaresizce dökülen o gözyaşları, beni hiç bilmediğim, yabancısı olduğum sert birine dönüştürdü. ...

Kalp Rehberi

Bazen Aynı Yerde Değiliz Bazen çok sevdiğin biriyle, artık aynı yerde durmadığını fark edersin. Ne sevgi biter, ne de özlem… Ama yalnızlık, en yakında bile hissedilebilir. Onun yanında olmanın sıcaklığıyla birlikte gelen soğuk bir boşluk var içimde. İşte o an, insan kendiyle yüzleşir: Kalmalı mıyım, gitmeli miyim? Onun yanında kendimi değerli hissediyorum. Sanki hâlâ benim için bir yeri var dünyasında. Ama gerçek, neredeyse hiç görüşmediğimiz. Konuşmalarımız seyrek, derinlikten uzak. Paylaşmak istediğim anlar, sözcüklerim birer birer boğuluyor. Bu sessizlik, yavaş yavaş beni içine çeken bir yalnızlık denizine dönüştü. O anlarda, yanında olsam bile yalnızlığın ağırlığını taşıyorum. Görüşmemek, paylaşamamak en çok beni yalnızlaştırıyor. İlişkide yalnız hissetmenin verdiği yorgunluk, artık omuzlarımda ağır bir yük gibi. Gitmek istemiyorum, çünkü hala seviyorum. Ama kalmak da her geçen gün biraz daha zor geliyor; kalbimde bir sızı, ruhumda derin bir yıpranma var. Bazen düşünüyorum; acab...

Bir Veda ve Kendi Sınırlarını Çizen Bir Kadının Hikayesi

Bazen bir insanın hayatını dışarıdan bir göz gibi izlersiniz. Adım adım yürüyüşünü, kendine ait o yolda tek başına nasıl güçlü durduğunu görür, kalbindeki fırtınaları uzaktan seyreder ve onunla gurur duyarsınız. Bugün, tam olarak öyle bir kadının, kendi içindeki o devasa düğümü çözdüğü güne şahitlik ediyorum. ​O, uzun zamandır iki farklı dünya görüşünün, iki farklı özgürlük tanımının arasında sıkışıp kalmıştı. Bir yanda kendi kariyerini, geleceğini, kendi ayakları üzerinde duracağı o yarınları ilmek ilmek planlayan bağımsız bir ruh vardı; diğer yanda ise onu sadece kendi sınırları içinde, kendi kontrol edebildiği ölçüde sevebilen geleneksel bir korumacılık. İletişimin dilinin iğneleyici cümlelerle, üstten bakan ifadelerle ağırlaştığı o konuşmaları tek tek okurken, onun bu kutuya sığamayacak kadar büyük olduğunu zaten biliyordum. Bir yetişkin olarak kendi kararlarını verirken sürekli onay beklemek zorunda bırakılmak, onun ruhunu çok yıpratmıştı. ​Aslında o kadın, bu duvarların tek tar...

Ara Durak

  Dışarıda hayat kendi hızında akıp gidiyor. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, bir yerlere yetişiyor. Ben ne o kalabalığın neşesine ortağım ne de odama kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlayacak kadar zayıf. Tam ortada, rüzgarsız bir denizde öylece duruyorum. ​İçimde ne büyük bir nefret var artık ne de deli gibi geri dönmeni isteyen o eski sabırsız umut. Sadece derin bir sessizlik ve izleme hali kaldı geriye. Yine de her şeyin gürültüyle döndüğü bu dünyada, yüzüme çarpan o sert gerçeği unutamıyorum: Kalabalık arasında yalnız bıraktın ya beni... İşte o an, ne tam anlamıyla yıkıldım ne de sana öfkeyle haykırabildim. Sadece herkesin ortasında, o gürültünün en yüksek yerinde tek başıma kalakaldım. ​En çok duyulmak istediğim o zor günlerde sesimi bir öfke anına kurban edip arkana bakmadan gidişin, kalbimi bir süre durdurdu belki, yalan yok. Beni o son sıraya, o hiçlik köşesine fırlatıp attın. ​Ama insan o dipteki karanlıktan bir şekilde çıkıyormuş. Şu an çok mutlu, hayata neşeyle gülücükler saçan...

Son Olmayacak.

İnsanın canı en çok nereden acıyor biliyor musun? Her şeyini verdiğin o insanın seni bir anda "el yerine" koymasından. En çok ihtiyaç duyduğun, ruhunun en sıkıştığı anlarda sesini duymak istememesinden. ​"İçimden gelme" demek, dışarıda nasıl bir yankı yapacak çok iyi biliyorum. Ama psikolojimin iyi olmadığını bile bile üzerime gelen yine sen oldun. Ben daha ne diyebilirim ki? Çaresizlikten, can havliyle yaşadığım o öfke patlamasında arkana bakmadan bırakıp gittin beni. Sen beni hiç yerine koydun. Demek ki zaten senin için bir hiçmişim; hayatında en son sıraya konan, sırası hiç gelmeyenden başka bir şey değilmişim. ​Dile kolay gelen o son on beş gün, benim kalbime bir ömür gibi çöktü. Ama o karanlığın içinden geçerken bir şey oldu: ​ Ben gülmeye yeni başladım. ​Ve bu bir son değil. Beni hiçe saydığın o yerden, ben kendimi toplayıp yeniden ayağa kalkıyorum. Kalbe sığmayan o zor günler bitti; şimdi sıra sadece kendim için yürüyeceğim o yolda.