Kalbin günde kaç kez karar verdiğini bilmem ama bugün benim için bilançonun yedinci defadan çok daha fazlasını gösterdiği, kafamda taşların yerine oturduğu o nadir günlerden biri oldu. Hayatın kendi, o telaşlı ve akışkan haliyle önümden akıp giderken izlediğim an, galiba uzun zamandır aradığım o küçük aydınlanmayı da beraberinde getirdi. İnsanın kalbi durmaksızın yorulur, yanılır, vazgeçer ve yeniden bağ kurar. Sevdiğim insanları düşündüm; her birini hayatımda o kadar ayrı, o kadar özel bir yere koymuşum ki meğer. Birkaç insan sessizce hayatınızdan çekilip gider, eksildiklerini zannedersiniz. Oysa sonra fark edersiniz ki o gidenlerin boşluğunu dolduracak tek bir kişi gelir ve bütün o dengeyi yeniden kurar. Hayat, eksilenin yerine koyduğu o tek mayayla tamamlar bizi. Peki, bunca telaşın ortasında gerçekten neye takılıyoruz? Verdiğimiz kararlar mı bu kadar büyük anlam taşıyor, yoksa sadece önümüze çıkan yolda yaptığımız seçimler mi bizi biz yapıyor? Aslında cevap çok yalın: Yaşamak g...
Son zamanlarda içimde çok sessiz, bir o kadar da sarsılmaz bir dinginlik var. Eskiden peşine düştüğüm, tutunmaya çalıştığım ya da netleştirmek için çabaladığım pek çok şey anlamını yitirdi. Artık hiç kimseden ya da hiçbir şeyden ekstra bir çaba, bir adım veya bir söz beklemiyorum. Çünkü hayatın yalın bir matematiği var: Gelmek isteyen bir yolunu bulup gelir, gitmek isteyen ise zaten zihnen çoktan gitmiştir. Hayatı ısrarla tutmaya çalışmanın, bitmiş ya da duraksamış ilişkileri zorlamanın ne kadar yorucu olduğunu zamanla anlıyor insan. Arkadaşlıklar, bağlar, dostluklar... Hepsi birer durak gibi. Kimisi bir ömür yol arkadaşı oluyor, kimisi ise sadece belirli bir mesafeyi birlikte katetmek için hayatımıza giriyor. Kalmak istemeyeni ikna etmeye çalışmak, rüzgâra karşı yürümekten farksız. Üstelik en unuttuğumuz gerçek tam karşımızda duruyor: Zamanımız bol değil. Bir dakika sonrasının garantisi olmayan bir döngünün içindeyiz. Her an ne olacağını, yarın sabah nasıl bir güne uyanac...