Hayatın bize sonsuzmuş gibi sunduğu o illüzyona öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, kırgınlıkları büyütmeyi, küslükleri beslemeyi ve sessiz savaşlar sürdürmeyi bir meziyet sanıyoruz. Oysa nefes, tek bir anın içinde kesilebilecek kadar ince bir ipe bağlı. Bir an geliyor, o ince ipin sallandığını hissediyorsun. Sadece karşı tarafın değil, kendi hayatının da bir göz kırpması kadar kırılgan olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsun. “Ben de ölebilirdim...” düşüncesi zihne düştüğü an, geriye kalan her şey anlamını yitiriyor. İnsan o gölgenin kıyısından geçtiğinde anlıyor: Sadece sevdiğin birini kaybetme korkusu değil, kendi nefesinin de bir garantisi olmaması değiştiriyor bütün bakış açını. Bu dünyadaki süremizin ne zaman tamamlanacağını bilmezken; hesapsızca harcadığımız zamanın, gurur uğruna susulan günlerin ve söylenmeyen sözlerin ağırlığı omuzlara çöküyor. "Ölümün iki tarafı da teğet geçtiği veya ansızın hatırlattığı o yerde; gurur da, kırgınlık da, kimin haklı olduğu da yalnızca bire...
Bazen insanlar hiç gerçekleşmeyecek ihtimallerin hayalini kurar ya... "Nasip değilmiş" der geçeriz ama aslında olmayacağını içten içe bildiğimiz şeylerin peşine düşmüşüzdür. İstemeden de olsa kurguladığımız o güzel sahnelerin, gün gelip tek bir hamleyle silineceği gerçeği değişmiyor. Yarı yolda kalmak ne demek, çok iyi bilirim. Bu yüzden o belirsizliği, o eksik kalmışlık hissini kimseye yaşatmadım. İnsan bir başkasıyla hayal kurmayı bırakın, benden bu kadar kolay gitmesini bile akıl sır erdiremezken buluyor kendini. İki aya yaklaştık... Ama zihnim hâlâ aynı sorunun etrafında dönüp duruyor: Neden? Belki de en büyük hatalı benim. İlişkinin içindeyken o noktayı koyamadığım için... "Hep bir umut vardır" diye diye ertelediğim için... Ama karşındaki seni bir an bile düşünmezken, kendi akıl sağlığını korumaya çalışmak mucize gibi bir şey. Karşı taraf yoluna devam ederken, sen o kırgınlıkla kalakalıyorsun. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Hayatın o değişmez döngüsü gi...