Bazen hayat, tek bir büyük fırtınayla yetinmiyor. Tam “Tamam, ben bu dalgayı göğüslerim, bir şekilde ayakta kalırım” dediğin an, arkasından yenileri geliyor. Biri bitmeden diğeri başlayan, insana ne hissettiğini anlamaya bile zaman tanımayan koca bir koşturmaca… Son birkaç haftama bakıyorum; bir haftam bir kayıpla geçti. Diğer haftam etrafımda gelişen meseleleri, olup biteni anlamaya çalışmakla… Normalde belki de gülüp geçeceğim, “Aman, neyse ne” deyip arka plana atabileceğim şeyler bile şu an zihnimi kilitliyor. Çünkü zemin sağlam değil. Kısa süre önce hayatımda sessizce kapanan bir sayfa oldu. İçimde halletmeye çalıştığım, henüz tam anlamıyla kabuk bağlamamış bir duygu yüküyle dolaşıyorum. Bazen dışarıdan bakıldığında zaman geçmiş gibi görünür. Oysa insanın kendi içindeki o alışkanlıklardan, o güven alanından sıyrılması zaman alıyor. İçeride hâlâ sessizce iyileşmeye çalışan bir yer varken, dışarıdaki en ufak bir rüzgar bile can acıtmaya yetiyor. Meğer içimdeki o dayananak nokta...
Bazen zihin susar, cümleler tükenir ama beden susmaz. İçine attığın, "tamam hallettim" deyip bastırdığın her öfke, her stres birikir de en sonunda göğsüne bir taş gibi oturur. Bugün kalbimdeki o tuhaf ağırlıkla durdum işte. Sonrası bir sis perdesi… Kendimi açtığım yer, beyaz duvarların soğukluğu oldu. O an, o tek kişilik sessizlikte anladım. Vücudum bana en sert ihtarı çekmişti: Daha fazla taşıma. Hayat garip. Bir zamanlar her anını paylaşmak istediğin, "Acaba haberi var mıdır?" diyeceğin insanları, o kriz anında aklının ucundan bile geçirmiyorsun. Haber gitsin istemiyorsun, bilinsin istemiyorsun. Çünkü belki de o krizin, kalpteki o sıkışmanın tam ortasındaki sebep zaten geçmişte bırakmaya çalıştığın o yüklerin ta kendisi. Ama ben üzerime düşen her şeyi yaptığıma inanıyorum. İçim rahat, vicdanım tam. Elimden geleni yaptım, mücadele ettim, sustum, yutkundum ve en sonunda tevekkül ettim. Gerisini zamana ve akışa bıraktım. Biliyorum, zaman her şeyin ilacı derler ...