O beyaz saç teline baktığımda fark ettim: Bedenim bana uzun zamandır bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş da ben hep gürültüden bastırmaya çalışmışım. Midemdeki o bitmek bilmeyen kasılmalar, zihnimin duvarlarını döven migren atakları, sabahları yataktan kalkarken omuzlarıma çöken hafiflemeyen o ağırlık… Meğer hiçbiri sebepsiz değilmiş. İnsan bazen bir ilişkinin, bir ortamın ya da bir hayat rutininin içinde yavaş yavaş eksildiğini, hastalandığını fark edemiyor. Kendini o duruma uyum sağlamak zorunda hissediyor, acıyı ve stresi "hayatın bir parçası" sanmaya başlıyor. Ama beden unutmuyor. Zihin kendini kandırsa da, "Her şey yolunda" diye kendini telkin etsen de beden o kronik stresi bir şekilde dışarı vuruyor. Miden kilitleniyor, başın ağrıyor, saçına ak düşüyor. Sana aslında bas bas bağırıyor: “Burada sana iyi gelmeyen bir şey var.” İlişki bittiğinde, o gürültü kesildiğinde ilk iyileşen şey de beden oluyor zaten. İlaç kutularının kapağını açmadığını fark ettiğin o ...
Geçmişin geleceğin , geleceğin ise geçmişin olabilir.