Ana içeriğe atla

Vazgeçmenin Eşiğinde, Rutinin Koynunda

Bazen insanlar hiç gerçekleşmeyecek ihtimallerin hayalini kurar ya... "Nasip değilmiş" der geçeriz ama aslında olmayacağını içten içe bildiğimiz şeylerin peşine düşmüşüzdür. İstemeden de olsa kurguladığımız o güzel sahnelerin, gün gelip tek bir hamleyle silineceği gerçeği değişmiyor.

​Yarı yolda kalmak ne demek, çok iyi bilirim. Bu yüzden o belirsizliği, o eksik kalmışlık hissini kimseye yaşatmadım. İnsan bir başkasıyla hayal kurmayı bırakın, benden bu kadar kolay gitmesini bile akıl sır erdiremezken buluyor kendini. İki aya yaklaştık... Ama zihnim hâlâ aynı sorunun etrafında dönüp duruyor: Neden?

​Belki de en büyük hatalı benim. İlişkinin içindeyken o noktayı koyamadığım için... "Hep bir umut vardır" diye diye ertelediğim için... Ama karşındaki seni bir an bile düşünmezken, kendi akıl sağlığını korumaya çalışmak mucize gibi bir şey. Karşı taraf yoluna devam ederken, sen o kırgınlıkla kalakalıyorsun.

​Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Hayatın o değişmez döngüsü giriyor devreye: Biri hayatını yaşamaya devam ederken diğeri pişmanlık duyar. Bugün pişman olan sizseniz, yarın rolllerin değişmeyeceğinin garantisi yok. Pişmanlık bugün kapınızı çalmasa bile, zamanı geldiğinde bir adımla canınızı yakacaktır.

​Son zamanlarda hayatım gereğinden fazla aksiyon doluydu ve garip bir şekilde o eski, monoton "rutinimi" özlediğimi fark ettim. Rutin kötü bir şey değilmiş meğer. Rutindeyken aksiyonu arıyor insan; aksiyonun tam ortasındayken de o sakin rutinin huzurunu...

​Akrep burcu olduğumu bilenler bilir, "Sen bir kalemde siler atarsın" derler. Silerim, evet. Ama ne kadar izin verilirse, ne kadar zorlanırsam o kadar silerim. Ve şu an... Sonuna kadar sildim.

​Yine de içimde bir yerlerde öfke var. Canım bir şeye kızıyor, içimden bir ses avazı çıktığı kadar bağırmak istiyor ama inanın neye olduğunu ben bile bilmiyorum. Bir anda duruyorum öylece. Neden durduğumu, kendi canım acırken hâlâ neden karşı tarafı düşündüğümü anlamıyorum. "Canını acıtırım" diye korkuyorum ama kendi içimdeki yangını görmezden geliyorum.

​Eskiden böyle durumlar için "Herkese yazık oldu" derlerdi. Ben artık kimseye acımıyorum.

Sadece kendime... Yalnızca kendime yazık ettiğim anlara üzülüyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...

Yeter Artık: Cesaretin ve Umudun Günlüğü

Belki her ay “kız neden yazmıyor” diye merak ediyorsunuzdur; belki de umurunuzda bile değildir — bilemiyorum. Benim içinse bu yazılar bir nefes, bir kayıt, birlikte öğrenip birlikte yaşadıklarımızın küçük bir aynası oldu. Her satırda yalnızca anılar değil, üstesinden gelinen şeyler, düşülen yerler ve yeniden kalkmalar saklı. Hayat boyunca birçok şey yaşadım. Bu yaşadıklarımın altından kalkmak, hayatı düzene sokmak kolay olmadı; ama pes etmedim. Tek yaptığım şey basit: inandım ve kalktım. Kolay değildi, olmayacaktı da. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o zorlukların çoğunu geride bırakmış biriyim. “Neleri bile atlatırım?” diyorum içimden — ve görüyorum ki aslında düşündüğümden daha fazlasını aşmışım. En değerli keşfim şu oldu: cesurduk. Cesurluk, kahramanlık yapmaktan çok farklı; küçük adımlarla, tekrar tekrar kalkabilmek. Biz cesuruz. Yalnızca bize daha cesur birine ihtiyacımız var — belki de o kişi biziz. Kendimizi övmek gibi olmasın ama yaşadıklarım bana bir şey öğretti: dayanıklılı...

Change ¿

Yeni fark ettim. Çok düşünüyorum, diyorum ya hani.. neyi düşündüğümü yeni fark ettim. Bir boşluk mesela aslında unutmaya çalıştığınız bir şeyi boşluk olarak yaratıyorsunuz lakin o boşluğu eninde sonunda bir gelip unuttuğunu zannettiğinizi yerine koyuyor.Aslında hiçbir anıyı unutmuyoruz sadece yeni anılar biriktirerek eskilerin üzerini kapatıyoruz. Hiç böyle düşündünüz mü? Ani defterini kapatmak olarak? Aslında düşünmemin nedeni ise o ana gidip her şeyi bir çırpıda değiştirmek istiyorum. Benim dusuncemin kaynağı anılarımı değiştirmek istememdir.  Anılar değişir mi ? Anı değiştirmek mümkün olabilir mi ? Ya yeni anıları istediğim gibi mutlu yapabilirsem? Ya yarım kalmışları tamamlayabilirsem? O zaman böylece bu halimden bir şey kalır mı?? Değişir miyim veyahut en önemlisi gerçekten mutlu olabilecek miyim ? Kaldıramayacağım yüklerin altına giriyorum belki ama bunu istiyorum. Bunu şu an istiyorum ama yarın veyahut başka bir gün isteyeceğimin garantisi bile yok. Neyin garantisi var ki bu...