Ana içeriğe atla

Gölgenin Eşiğinde: Bir Nefes Kadar Yakın

Hayatın bize sonsuzmuş gibi sunduğu o illüzyona öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, kırgınlıkları büyütmeyi, küslükleri beslemeyi ve sessiz savaşlar sürdürmeyi bir meziyet sanıyoruz. Oysa nefes, tek bir anın içinde kesilebilecek kadar ince bir ipe bağlı. Bir an geliyor, o ince ipin sallandığını hissediyorsun. Sadece karşı tarafın değil, kendi hayatının da bir göz kırpması kadar kırılgan olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsun. “Ben de ölebilirdim...” düşüncesi zihne düştüğü an, geriye kalan her şey anlamını yitiriyor.

​İnsan o gölgenin kıyısından geçtiğinde anlıyor: Sadece sevdiğin birini kaybetme korkusu değil, kendi nefesinin de bir garantisi olmaması değiştiriyor bütün bakış açını. Bu dünyadaki süremizin ne zaman tamamlanacağını bilmezken; hesapsızca harcadığımız zamanın, gurur uğruna susulan günlerin ve söylenmeyen sözlerin ağırlığı omuzlara çöküyor.

"Ölümün iki tarafı da teğet geçtiği veya ansızın hatırlattığı o yerde; gurur da, kırgınlık da, kimin haklı olduğu da yalnızca birer toz tanesine dönüşür."


​Geriye dönüp baktığında; kaçırılmış sarılmaların, "sonra söylerim" denilerek ertelenmiş cümlelerin ve sessizce beklenen adımların ne kadar büyük bir boşluk yarattığını görüyorsun. Oysa yarın garanti değil. Ne onun için, ne de benim için... Ben de bir anda bu dünyadan çekip gidebilirdim ve geriye sadece cevapsız kalmış sorularla yarım kalmış bir hikaye kalırdı.

​İşte bu yüzden, hayatı ve sevgiyi gururun dar parmaklıkları arkasında tutmak büyük bir yanılsama. Gerçek cesaret, son an gelmeden önce nefes alabiliyorken kıymet bilmekte, kalbinin sesini ertelemeden duyurabilmektedir. Çünkü hayat, keşkelerle yaşanmayacak kadar kısa ve gurur yapamayacak kadar kırılgan.

​Şimdi sadece durup gökyüzüne bakıyorum. Yaşadığımız her saniyenin, alabildiğimiz her nefesin bir mucize olduğunu bilerek. Kırgınlıkları değil, gerçeği seçmek; ertelemek değil, tam da bugün, tam da şu an o insanlığımızı ve sevgimizi hatırlamak tek tutunacak dalımız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...

Yeter Artık: Cesaretin ve Umudun Günlüğü

Belki her ay “kız neden yazmıyor” diye merak ediyorsunuzdur; belki de umurunuzda bile değildir — bilemiyorum. Benim içinse bu yazılar bir nefes, bir kayıt, birlikte öğrenip birlikte yaşadıklarımızın küçük bir aynası oldu. Her satırda yalnızca anılar değil, üstesinden gelinen şeyler, düşülen yerler ve yeniden kalkmalar saklı. Hayat boyunca birçok şey yaşadım. Bu yaşadıklarımın altından kalkmak, hayatı düzene sokmak kolay olmadı; ama pes etmedim. Tek yaptığım şey basit: inandım ve kalktım. Kolay değildi, olmayacaktı da. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o zorlukların çoğunu geride bırakmış biriyim. “Neleri bile atlatırım?” diyorum içimden — ve görüyorum ki aslında düşündüğümden daha fazlasını aşmışım. En değerli keşfim şu oldu: cesurduk. Cesurluk, kahramanlık yapmaktan çok farklı; küçük adımlarla, tekrar tekrar kalkabilmek. Biz cesuruz. Yalnızca bize daha cesur birine ihtiyacımız var — belki de o kişi biziz. Kendimizi övmek gibi olmasın ama yaşadıklarım bana bir şey öğretti: dayanıklılı...

Change ¿

Yeni fark ettim. Çok düşünüyorum, diyorum ya hani.. neyi düşündüğümü yeni fark ettim. Bir boşluk mesela aslında unutmaya çalıştığınız bir şeyi boşluk olarak yaratıyorsunuz lakin o boşluğu eninde sonunda bir gelip unuttuğunu zannettiğinizi yerine koyuyor.Aslında hiçbir anıyı unutmuyoruz sadece yeni anılar biriktirerek eskilerin üzerini kapatıyoruz. Hiç böyle düşündünüz mü? Ani defterini kapatmak olarak? Aslında düşünmemin nedeni ise o ana gidip her şeyi bir çırpıda değiştirmek istiyorum. Benim dusuncemin kaynağı anılarımı değiştirmek istememdir.  Anılar değişir mi ? Anı değiştirmek mümkün olabilir mi ? Ya yeni anıları istediğim gibi mutlu yapabilirsem? Ya yarım kalmışları tamamlayabilirsem? O zaman böylece bu halimden bir şey kalır mı?? Değişir miyim veyahut en önemlisi gerçekten mutlu olabilecek miyim ? Kaldıramayacağım yüklerin altına giriyorum belki ama bunu istiyorum. Bunu şu an istiyorum ama yarın veyahut başka bir gün isteyeceğimin garantisi bile yok. Neyin garantisi var ki bu...