Ana içeriğe atla

Teşekkür Ederim.

Bazen hayat, durup düşünmemize bile fırsat vermeden akar gider. Ben de kaç aydır tam olarak böyle bir döngünün içindeydim; zihnimin, düşüncelerimin içinde kaybolmuş bir hâlde günleri kapatıyor, sadece “yaşamaya devam ediyordum”. Dalgındım, buradaydım ama aslında hiç burada değildim.

​Sonra bir telefon çaldı.

​Kardeşimle yaptığım o kısacık ama derin konuşma, bana tek bir anda eski günlerimi ne kadar özlediğimi hatırlattı. Hayatımı ne kadar kaçırdığımı, zihnimi ne kadar boş detaylarla ve başkalarının yükleriyle doldurduğumu fark ettirdi. Hiçbir savunma yapmama gerek kalmadan, tek bir ses tonuyla kendime geldim.

​Meğer ben ne kadar uzun zamandır tek başımaymışım. Bunu çok önceden fark etmem gerekiyordu belki de. Ama insanız işte; “Tek değilimdir, yalnız değilimdir” diyerek tutunacak bir şeyler arıyoruz. Son zamanlarda kendime bakıp “Ben ne ara bu kadar sabırsız, bu kadar dengesiz bir insan oldum?” diye soruyordum. Ama o telefonla anladım ki; beni bu hâle getiren ben değildim.

​Sadece iki sene önceki hâlimi düşündüm... O zamanki sabrımı, insanlara karşı o temiz inancımı ve güvenimi hatırladım. Şimdiki hâlimi o zaman ki bana anlatsam, muhtemelen şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemezdi. Çünkü ben artık birilerine güvenmemeyi öğrenmek bir yana, zamanında herkese sonsuz bir güvenle yaklaşan o insandım.

​Eskiden bazı insanların hayatlarına sanki hiçbir şey olmamış gibi, bu kadar kolay devam edebilmelerine anlam veremezdim. Bunun derin bir sebebi var sanırdım. Meğer sebebi çok basitmiş: Gamsızlıkmış. Başka hiçbir şey değil.

​Şimdi geriye dönüp baktığımda ne kimseye nefret besliyorum ne de ah ediyorum. Kimsenin yükünü, kırgınlığını ya da izini zihnimde taşımak istemiyorum. Sadece “Herkese helal olsun” deyip yoluma bakıyorum. Çünkü öğrendim ki herkes gelip geçiyor, geriye sadece insanın kendisiyle kurduğu o temel bağ kalıyor.

​Bana bu aydınlanmayı yaşatan, tek bir cümleyle bile olsa kendime gelmemi sağlayan kardeşime çok teşekkür ederim.

​Ben artık başkalarının getirdiği dalgınlıkları değil, kendi hayatımın ritmini yaşamak istiyorum. Kaçırdığım ne varsa topluyorum. Ah etmiyorum, kızmıyorum... Sadece kendimi, her şeyden ve herkesten çok seviyorum.

​Çünkü en çok kendime borçluymuşum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...

Yeter Artık: Cesaretin ve Umudun Günlüğü

Belki her ay “kız neden yazmıyor” diye merak ediyorsunuzdur; belki de umurunuzda bile değildir — bilemiyorum. Benim içinse bu yazılar bir nefes, bir kayıt, birlikte öğrenip birlikte yaşadıklarımızın küçük bir aynası oldu. Her satırda yalnızca anılar değil, üstesinden gelinen şeyler, düşülen yerler ve yeniden kalkmalar saklı. Hayat boyunca birçok şey yaşadım. Bu yaşadıklarımın altından kalkmak, hayatı düzene sokmak kolay olmadı; ama pes etmedim. Tek yaptığım şey basit: inandım ve kalktım. Kolay değildi, olmayacaktı da. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o zorlukların çoğunu geride bırakmış biriyim. “Neleri bile atlatırım?” diyorum içimden — ve görüyorum ki aslında düşündüğümden daha fazlasını aşmışım. En değerli keşfim şu oldu: cesurduk. Cesurluk, kahramanlık yapmaktan çok farklı; küçük adımlarla, tekrar tekrar kalkabilmek. Biz cesuruz. Yalnızca bize daha cesur birine ihtiyacımız var — belki de o kişi biziz. Kendimizi övmek gibi olmasın ama yaşadıklarım bana bir şey öğretti: dayanıklılı...

Hatalar ve İnsanlar

Hayatta hata, hiç beklenmedik bir yerden doğabilir. Güvendiğiniz biri, sevdiğiniz bir insan... Başlangıçta, onların hata yapabileceğini kabul etmek zordur. "Yapmaz" dersiniz, savunursunuz. Ama gerçek ortaya çıktığında, işte o zaman kahrolursunuz. Sonrasında oturur, düşünürsünüz. Neler yaptığınızı, neler anlattığınızı hatırlarsınız. Ve işte o an fark edersiniz; elinize ne büyük kozlar verdiğinizi... Hatanızın büyüklüğü tüm çıplaklığıyla önünüze serilir. Hele ki bu hata, güvendiğiniz biriyle ilgiliyse pişmanlık daha derin bir yara açar. Kendi kendinize kızarsınız: "Hiç mi akıllanmadın? Nasıl bu kadar kolay güvendin?" diye sorarsınız. Çünkü insan, hayatının her köşesinde bir konuda arkasından kuyu kazılmayacağını düşünerek anlatır yaşadıklarını. Ama sonunda öğrenirsiniz; kuyu her zaman kazılır. Yine de bir teselli vardır: İlahi Adalet. Türkiye'nin adalet sistemi bazen yetersiz kalsa da İlahi Adalet er ya da geç tecelli eder. Yaptıklarımız, söylediklerimiz, ver...