Hayatın bize sonsuzmuş gibi sunduğu o illüzyona öyle bir kaptırıyoruz ki kendimizi, kırgınlıkları büyütmeyi, küslükleri beslemeyi ve sessiz savaşlar sürdürmeyi bir meziyet sanıyoruz. Oysa nefes, tek bir anın içinde kesilebilecek kadar ince bir ipe bağlı. Bir an geliyor, o ince ipin sallandığını hissediyorsun. Sadece karşı tarafın değil, kendi hayatının da bir göz kırpması kadar kırılgan olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsun. “Ben de ölebilirdim...” düşüncesi zihne düştüğü an, geriye kalan her şey anlamını yitiriyor. İnsan o gölgenin kıyısından geçtiğinde anlıyor: Sadece sevdiğin birini kaybetme korkusu değil, kendi nefesinin de bir garantisi olmaması değiştiriyor bütün bakış açını. Bu dünyadaki süremizin ne zaman tamamlanacağını bilmezken; hesapsızca harcadığımız zamanın, gurur uğruna susulan günlerin ve söylenmeyen sözlerin ağırlığı omuzlara çöküyor. "Ölümün iki tarafı da teğet geçtiği veya ansızın hatırlattığı o yerde; gurur da, kırgınlık da, kimin haklı olduğu da yalnızca bire...
Geçmişin geleceğin , geleceğin ise geçmişin olabilir.