Ana içeriğe atla

Görünmez Prangaların Şefkati

 Bazen birini en çok, ona en çok kızdığımız yerden anlıyormuşuz. Kendi doğrularımızın kalesinden başkalarının hayatına bakarken, oradaki durgunluğu "eylemsizlik", sessizliği ise "vazgeçiş" sanabiliyoruz. Oysa hayatın bize küçük bir oyunu varmış; bize o çok kızdığımız "kıstırılmışlık" hissini bizzat yaşatmak, o görünmez duvarları kendi ellerimizle dokunulur kılmak...

​Dün, kendi sesimin yankısında kaybolurken anladım; insan bazen sadece karakteriyle değil, içine doğduğu, kopamadığı ve hayır diyemediği o sessiz anlaşmalarla da savaşıyormuş. Başkalarına neden "hayır" diyemediğini sorguladığımız her an, aslında kendi içimizdeki o küçük çocuğun ellerinin nasıl bağlı olduğunu unutuyormuşuz.

Öfke, yerini derin bir nefese bıraktı.

​Meğer o bitmek bilmeyen "gecikmeler", o "orada olamayışlar" bir kaçış değil, bir mahkumiyetmiş. Kendi çaresizliğimin sınırlarında dolaşırken, başkasının her gün soluduğu o havayı ilk kez ciğerlerime çektim. İşte o an buzlar eridi. Kelimelerin bittiği yerde, eylemin sessiz ama güçlü dili konuşmaya başladı. Vazgeçilmeden aranan o numara, paylaşılan o sessiz konum ve diz dize verilen o kısa mola; binlerce paragraflık bir devrimden çok daha fazlasını anlattı.

​Şunu öğrendim: Sevmek sadece parıltılı bir gelecek hayal etmek değilmiş; o hayale giden yoldaki tozlu engelleri, birbirinin ayağındaki görünmez prangaları anlayarak, onlara şefkatle dokunarak yürümekmiş.

​Hala o uzaklardaki ışıklı tepeleri özlüyorum. Hala özgürlüğü, eksiksiz olmayı, en iyisini hak ettiğimize inanmayı sürdürüyorum. Ama artık "ben" olarak değil, "biz" olarak o yolda duruyorum. Çünkü anladım ki; her şeye rağmen, o eşsiz bağ için her şeye değer.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...

Yeter Artık: Cesaretin ve Umudun Günlüğü

Belki her ay “kız neden yazmıyor” diye merak ediyorsunuzdur; belki de umurunuzda bile değildir — bilemiyorum. Benim içinse bu yazılar bir nefes, bir kayıt, birlikte öğrenip birlikte yaşadıklarımızın küçük bir aynası oldu. Her satırda yalnızca anılar değil, üstesinden gelinen şeyler, düşülen yerler ve yeniden kalkmalar saklı. Hayat boyunca birçok şey yaşadım. Bu yaşadıklarımın altından kalkmak, hayatı düzene sokmak kolay olmadı; ama pes etmedim. Tek yaptığım şey basit: inandım ve kalktım. Kolay değildi, olmayacaktı da. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda, o zorlukların çoğunu geride bırakmış biriyim. “Neleri bile atlatırım?” diyorum içimden — ve görüyorum ki aslında düşündüğümden daha fazlasını aşmışım. En değerli keşfim şu oldu: cesurduk. Cesurluk, kahramanlık yapmaktan çok farklı; küçük adımlarla, tekrar tekrar kalkabilmek. Biz cesuruz. Yalnızca bize daha cesur birine ihtiyacımız var — belki de o kişi biziz. Kendimizi övmek gibi olmasın ama yaşadıklarım bana bir şey öğretti: dayanıklılı...

Change ¿

Yeni fark ettim. Çok düşünüyorum, diyorum ya hani.. neyi düşündüğümü yeni fark ettim. Bir boşluk mesela aslında unutmaya çalıştığınız bir şeyi boşluk olarak yaratıyorsunuz lakin o boşluğu eninde sonunda bir gelip unuttuğunu zannettiğinizi yerine koyuyor.Aslında hiçbir anıyı unutmuyoruz sadece yeni anılar biriktirerek eskilerin üzerini kapatıyoruz. Hiç böyle düşündünüz mü? Ani defterini kapatmak olarak? Aslında düşünmemin nedeni ise o ana gidip her şeyi bir çırpıda değiştirmek istiyorum. Benim dusuncemin kaynağı anılarımı değiştirmek istememdir.  Anılar değişir mi ? Anı değiştirmek mümkün olabilir mi ? Ya yeni anıları istediğim gibi mutlu yapabilirsem? Ya yarım kalmışları tamamlayabilirsem? O zaman böylece bu halimden bir şey kalır mı?? Değişir miyim veyahut en önemlisi gerçekten mutlu olabilecek miyim ? Kaldıramayacağım yüklerin altına giriyorum belki ama bunu istiyorum. Bunu şu an istiyorum ama yarın veyahut başka bir gün isteyeceğimin garantisi bile yok. Neyin garantisi var ki bu...