Sonbaharın tam ortasında, Eylül’ün son pazarında durup arkama baktığımda içimi kaplayan o sakin huzuru yazmak istedim bugün. Bazı günler vardır; gürültüsüz, telaşsız ama yüreğe dokunan cinsten. Işığın tam kıvamında süzüldüğü, kahvenin kokusunun odaya yavaşça yayıldığı ve insanın kendiyle kalmaktan ilk defa bu kadar keyif aldığı anlar…
Son zamanlarda fark ettim ki hayat, büyük mucizelerden çok küçük detayların içine gizliyor mutluluğu. Pencereden giren hafif serin bir rüzgâr, fonda yumuşak bir melodi ve en çok da "Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor" hissi. Fırtınaların ardından gelen o durgun deniz gibi; net, temiz ve taze.
Geçmişin yüklerini, geride kalması gereken hikâyeleri ait oldukları yerde bırakıp kendi yolunda emin adımlarla yürümek ne büyük bir hafiflikmiş meğer. Kendi hikâyemin yazarı olduğumu, her yeni günün önüme serilmiş tertemiz bir sayfa olduğunu hatırlamak bana iyi geliyor.
Bugün, sadece durduğum ve nefes aldığım yer için şükrediyorum. Yüzümde kendiliğinden beliren o küçük tebessümün, hayatıma giren her yeni güzelliğin ilk adımı olduğuna inanıyorum.
Eğer bu yazıyı okuyorsan, bugün kendine küçük bir kahve ısmarla ve ne kadar güçlü, ne kadar özel olduğunu bir kez daha hatırla. Çünkü hayat, tam da şu anın tadını çıkarabildiğimiz kadar güzel.
Yorumlar
Yorum Gönder