İnsan bazen sevilmediğini anladığı an değil, hiç sevilmemiş olduğunu fark ettiği an özgürleşirmiş. İçte sürüklenen o savaşların, "o yapmaz" diye diye kendine verdiğin zararların ve günlerce süren midesiz gecelerin ardından gelen o sessizlik var ya... İşte o sessizlik, teslimiyet değil; iyileşmenin ta kendisi.
İki ay boyunca kalbimle beynim bir cephede savaştı sanki. Kalbim "o yapmaz" dedikçe beynim acı gerçekleri serdi önüme. Ve sonunda beyin kazandı. Ama kalbim feryat figan etmedi, çığlık atmadı. Sadece sustu. Güvendiği dağlara çoktan kar yağmıştı da, haberinin olmadığını anladığı an o kar kalbe de düştü. Üşüdü, sızladı ama bitti. Adını bile anmak istemediğin bir noktaya geldiğinde anlıyorsun ki, insan en çok kendi yüklerinden arındığında hafifliyor.
Dışarıdan bakanlar "Rezil oldun" diyebilir. Varsın desinler. İnsanların "gurur" dediği o sığ kalkanın arkasına saklanıp, hayatı yarım yamalak yaşamaktansa; sonuna kadar çabalamış olmayı yeğlerim. Yapılacak, denenecek ne varsa yaptım. Gururu falan bir kenara bıraktım çünkü içimde tek bir "keşke" kalsın istemedim. İyi ki de yapmışım. Bugün geriye dönüp baktığımda "Yine olsa yine yaparım" demiyorum elbette, ama içimde büyüyüp beni bitirecek bir ukde bırakmaktansa, insanların gerçek yüzünü görüp o defteri kendi ellerimle kapatmış olmak çok daha güzel.
Biz hep "Ben hallederim" diyen kadınlar olmayı öğrendik. Ailesinin büyütüp adam edemediği insanları tamamlamayı, başkasının eksiklerini omuzlamayı... Oysa hiç sormadık kendimize: Ben neden başkasının hayatını hallediyorum ki? Ben sırtımı yaslayabileceğim, "Bırak, ben hallederim" diyen bir el ararken, meğer her şeyin yükünü tek başıma üstlenmişim. Ve en acısı, sırf konduramadığım için bütün suçu kendimde aramışım.
Oysa hata bende değilmiş. Ben sevmeyi de biliyormuşum, çabalamayı da. Sadece karşımdaki o sevgiyi de, o çabayı da taşıyabilecek biri değilmiş. Bunu kabul ettiğim gün midemdeki o ağır bulantı geçti. Nefes almaya başladım. Kalbim artık başkası için değil, yalnızca kendi ömrüm için atmaya başladı.
Şimdi arkamda bıraktığım o fırtınalı geçmişin üzerine yepyeni hayaller kuruyorum. Omuzlarımda kimsenin yükü yok. İçimde tek bir heves var: Rüzgarı yüzümde hissedeceğim o motoru alıp sadece sürmek, gitmek, yaşamak. Yaşanacak bir ömrüm varsa, onu artık sadece kendi kurallarımla yaşayacağım.
Bana her gün yeniden gülmeyi öğreten o güçlü duruşuma teşekkür ederim. Hayatımdaki herkes kendi yoluna gidebilir; çünkü ben çoktan kendi yolumu çizdim.
Ve bu yolda, geçmişin yüklerine artık yer yok.
Yorumlar
Yorum Gönder