Zamanın bir noktasında durup geriye bakmak, insanı en çok yoran şeymiş meğer. Bir süredir hayatı ite kaka, sanki ağır bir yükü yokuş yukarı taşır gibi sürdürmeye çalışıyorum. Zihnimi, kalbimi sürekli aynı döngünün içinde düşünmekten alıkoyamıyorum. Başına kötü bir şey geldiğinde tutamadığım o eli, iyi bir şey olduğunda paylaşamadığım o sevinci düşünüp duruyorum. Sonra aniden duraksıyorum: Sen de benim yanımda değilsin ki... İşte bu fark ediş, içimdeki o boşluğu daha da derinleştiriyor, hissettirdiği acıyı daha da ağırlaştırıyor.
Belki sen çoktan yeni bir sayfa açtın, bense atamadığım o adımların, kuramadığım o geleceğin eşiğinde öylece kalakaldım. İçimdeki bu huzursuzluk, hazmedemediğim bu kırgınlık midemi bulandırıyor. Bir zamanlar içimden geçen o ağır ahların, öfkeyle dökülen dileklerin artık yerini bulmasını bile istemiyorum. Öfkem bile yoruldu sanki. Senden bir bağışlanma ya da bir dönüt beklemiyorum artık; af dileyecek ya da bekleyeceksem, bunu sadece tek bir adresten, gerçekten hak edenden bekliyorum.
Zihnim sürekli geriye, en başa gidiyor. "Bunca zamandır neredeydin?" dediğim o ilk anı hatırlıyorum. Sayfa sayfa geriye sarıyorum hayatı; sanki o ilk anda, o ilk karşılaşmada durup seni beklemeye devam ediyorum. Ama hissediyorum, bu beklemelerin sonuna gelindi artık. İp koptu, bağ zayıfladı ve o duraksız bekleyişlerim kesiliyor. Hayatıma yeni renkler katmak, fırçayı elime alıp üzerini başka tonlarla örtmek istiyorum ama neye dokunsam simsiyah oluyor. Zihnimdeki o koyu gölge, attığım her yeni adımın üzerine sızıyor.
Yine de buradayım. Yeni bir hayatı tek bir günde kurmak imkansız olsa da, o siyahın içinden geçip gitmeye çalışıyorum. İte kaka da olsa, kırık dökük de olsa yürümeye devam ediyorum. Çünkü biliyorum ki, beklemek bitince renkler hemen gelmese bile, o simsiyah örtünün altında bir yerlerde zamanla yeni bir yol açılacak.
Yorumlar
Yorum Gönder