Ana içeriğe atla

Hayat tabelası

" Hayat nedir ? " diye baslamak istiyorum bu yaziya.. 
Hiç düşündünüz mü? Zaman akıp geçerken bir anda durmasını istediğiniz zaman oldu mu hiç?
Benim oldu. Hemde çok yakın zamanda. Her şeyden önce kendimi özgür gibi hissettiğim zamanlar durmak istiyorum. Tutsak değil özgür olduğum anılarda yaşıyorum. Hayatımı bir tutsak olarak gören ben değilim de bir başkası gibi hissederim. Özgür olduğum zamanlar kısıtlıdır. O yüzden de bazı arkadaşlara çok imrenirim.
Ama hayatımı daha çok beni kullanan, çöp gibi kullanan insanlara emanet ettiğimi fark ediyorum. Beni daha çok bunlarla istiyorlar.
Ama bazen bir anınızı hatırlarsanız ve orda uzun süre kalmak istersiniz. Hayatın tamamen orda geçmesini dilerseniz ama sonra ne olur biliyor musunuz ? O an kisa bir süre sonra sona erer.  
Bırakın sonra ersin belki daha ileri de gerçeğini yaşayamayacagini nerden bilebilirsin ? Dimi.
Belki o zamanın durmasını istediğiniz an sonra erecek ama sonraki adımlarda o istediğiniz zaman sizin bir ömür boyunca yanınızda olacak. 
Her şeyi unutun. İnsanları, zamanı. Unutun. Siz uzakta olsanız bile sizi asla unutmayacak insanlar seçin. Dünyanın bir ucunda olsanız dahi sizi seven sizi düşünen bir insan olsun hayatınızda bakalım hayat nasıl oluyor? Çok merak ediyorum. (Hiç yaşayamadım:) ) yaşayan olursa lütfen anlatsin :))) 
Olumsuz başlayıp olumlu olarak bu yazıyı bitirmek istiyordum bu yazı 2 Aralık tarihinden kalma.. 
Sonunu şimdi getirebiliyorum çünkü bu blogu sadece kendimi gerçekten anlatacak birini bulamadığım zamanlarda yazıyorum.. 
Ve tahmin ederseniz ki her ay bir yazı yazıyorum:))) 
Yani insanlar hayatlarında mutlu ise sizi önemsemezler ama mutsuz ise size ihtiyaç duyarlar.. 
Bu da benden size itiraf..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Başlangıç Yaptım, Sonuna Kadar Benimle

"Başlangıç" deyince ne geliyor aklınıza? Sıfırdan başlamak… Yeni bir adım atmak… Belki de yeniden başlamak. Her başlangıcın sonunu önceden bilmeniz mümkün değil. Bazen bu yol hüzünle biter, bazen mutlulukla. Ama bazı anlar vardır ki, o mutluluğun hiç bitmemesini istersiniz. Neden mi? Çünkü evet, her şeyin bir sonu vardır. Ama "mutlu bir sonsuzluk" yaratmak, tamamen sizin elinizdedir. Mutlu ya da mutsuz bir son… Bu, sizin seçimlerinizle şekillenir. Zaman zaman şu sorularla karşılaşıyorum: “Sen mi seçtin bunu?” “Gerçekten sen mi yaptın?” Evet. Ben seçtim. Ben yaptım. Ve ne olursa olsun, arkasındayım. Çünkü bu, benim hayatım. Benim kararım. Kimseyi ilgilendirmez. Beni tanıyanlar iyi bilir; ben çokça tavsiye veririm. Ama kimseye hiçbir şeyi zorla yaptıramam. Dinlersiniz ya da dinlemezsiniz – bu tamamen size kalmış.  Hayat sizin, seçimler sizin. Karar da, sonuç da sizin olacak. Tavsiyemi alırsınız, değerlendirirsiniz. Ama sonra dönüp de "Senin yüzünden böyle o...

Kim Bilir?

 Hayatı çok ciddiye aldıkça, daha çok üzülüyorsun. Daha çok kırılıyorsun, daha çok yoruluyorsun. Belki de her şeyi bu kadar önemsememek gerekiyor. Belki de bazen hiçbir şey yapmamak, her şeyi yapmaktan daha iyidir. Ben bunu geç fark ettim. Ama biri vardı, bana bu duyguları anlatan. Değerliydi. Onunla birlikte anladım bazı şeyleri. Mesela, insan kendi olamadığında yoruluyor en çok. Kendi gibi yaşamadığında, başkası olmaya çalıştığında eksiliyor. Ve bunu fark etmiyorsun bile. O yüzden en büyük mesele, kendin olmak aslında. Ne istediğini senden başka kim bilebilir? Anlatsan bile, kimse tam olarak anlayamaz seni. Sadece kendi gözlüklerinden bakarlar. Tavsiye verirler, konuşurlar, yön gösterirler. Ama karar senindir. O yüzden biri bir şey söyledi diye onu yapmak zorunda değilsin. Kendini duy. Ne hissediyorsun? Ne istiyorsun? Cevap orada. İnsanlar çok konuşur. Bazen bilmediği şeyler hakkında da… Ama sen neye inanıyorsan, onu yap. Ne istiyorsan, onun peşinden git. Çünkü bu senin hayatın. ...

Geceyle Konuştum, Kendimi Buldum.

 Bugün kendimle biraz daha derinden konuştuğum bir gün oldu.Bazen oturup geçmişime, hissettiklerime, neden böyle biri olduğuma bakıyorum.Doğduğum geceyi düşünmek bile garip şekilde huzur veriyor bana.23.00 civarı… İstanbul’un karanlığı, denizin sesi, hafif bir rüzgâr…Bir şekilde içimde hâlâ o gecenin izleri var gibi.. Akrep burcunun kapılarından geçtiğimi bilmek bana hep tuhaf bir “ev hissi” veriyor.Karanlığı anlamak bana küçük yaşlardan beri doğal geliyor.İnsanların söylemediklerini sezmek, suskunlukların ardındaki gölgeleri fark etmek…Bunlar bazen yorucu olsa da, bir yandan da beni ben yapan şeyler.Sanki evren “Sen bunları göreceksin, ama bunların arasından kendi ışığını çıkaracaksın” demiş gibi. Ay’ın etkisiyle içimde iki farklı ritim var.Bir yanım durmadan konuşmak, öğrenmek, bağlantı kurmak istiyor.Diğer yanım ise bazen tek ses bile duymak istemiyor; sadece sakin bir oda, hafif bir müzik ve kendi dünyam…Bu iki hâlin bana karmaşıklık değil, bir çeşit zenginlik kattığını yeni ye...